23:59 - Kontakt lensleri kullanırken bakın nelere dikkat edilmelidir
23:57 - Koltuk Altı Kokusunu Geçme Yolunda Öneriler
23:56 - Kayısı ve İnciri Kaynatarak İçer İseniz Kabızlık Probleminden Kurtulursunuz
23:54 - Kahve Yüz Maskesi Bakın Nasıl Yapılır?
23:52 - Kabak çekirdeğinin avantajları nelerdir?
00:35 - İPhone’un arkasına ek olarak dokunma!
00:33 - İmplant Tedavisi Bakın Nedir ve Kimler İçin Yapılamaz?
00:31 - Hibiscus nedir? Hibiskus ne yapar? Hibiskus çiçeğinin özellikleri nelerdir?
00:26 - Hepimiz bilmeyerek te olsa yapabiliyoruz ama dilimlemeyelim!
“Onlar benim öz çocuklarım…”
Serkan’ın ağzından dökülen bu dört kelime, bulunduğum koridoru bir anda zifiri bir karanlığa gömdü. Zihnim, duyduğu şeyi işlemeyi reddediyordu. Ayakta durmakta zorlanarak duvara tutundum. İçerideki hıçkırıklar devam ediyordu ama benim dünyam tamamen sessizliğe bürünmüştü.
“Yıllar önce… Ebru ile yaşadığım o gizli ilişki bir kazaydı,” diye devam etti Serkan, telefondaki kişiye. Sesi suçlulukla eziliyordu. “Ebru çocukları tek başına büyütmeye çalışıyordu ama altı ay önce bir kazada öldü. Çocuklar yetimhaneye düştü. Onları orada bırakamazdım… Ama karıma ‘benim evlilik dışı ikiz çocuklarım var ve onları eve getirmek istiyorum’ diyemezdim. Beni terk ederdi. Bu yüzden evlat edinme yalanını uydurdum. Onu işinden ettirdim, çocuklara baksın diye… Ama şimdi karımın yüzüne her baktığımda, ona yaptığım bu büyük haksızlığın altında eziliyorum. Çocuklarıma ‘babanızım’ diyemiyorum, karıma gerçeği açıklayamıyorum.”
Duyduğum her bir kelime, on yıllık evliliğimin üzerine çekilmiş ağır bir perdeyi yırtıp atıyordu. Yıllarca çocuk sahibi olamadığımız için doktor doktor gezdiğimiz, gözyaşı döktüğümüz o geceler film şeridi gibi gözümün önünden geçti. Ben anne olamadığım için kendimi suçlarken, eşim başka bir kadından iki çocuk sahibi olmuştu. Bizi “tamamlayacak” dediği o ikizler, aslında onun geçmişteki ihanetinin yaşayan kanıtlarıydı. Bütün o baskılar, işimi bırakmam için yaptığı ısrarlar… Hepsi beni kendi biyolojik çocuklarına ücretsiz bir bakıcı yapmak içindi.
Kapının kolunu yavaşça bıraktım. Ağlamadım. İçimde bir yerlerde beliren o soğuk ve keskin kararlılık, gözyaşlarımı daha akmadan kuruttu. Sessiz adımlarla yatak odamıza döndüm. Dolaptan büyük boy iki bavul çıkardım.
Önce çocukların odasına gittim. Öğle uykusunda mışıl mışıl uyuyan o iki küçük melek yüzlü çocuğa baktım. İçimdeki öfke Serkan’aydı, onlara değil. Onların hiçbir suçu yoktu. Bu kirli yalanlar ağının ortasında, annesiz kalmış ve öz babaları tarafından bile kimlikleri saklanan iki masum ruh duruyordu. Kıyafetlerini, en sevdikleri oyuncakları hızlıca ilk bavula doldurdum. Ardından kendi odama geçip kendi eşyalarımı ikinci bavula yerleştird猛.
İşimi bırakırken aldığım tazminatın büyük bir kısmı hâlâ kendi kişisel banka hesabımdaydı. Kariyerimi bırakmış olabilirdim ama aklımı ve cesaretimi bırakmamıştım.
Bavulları koridora çıkardığımda çıkan ses üzerine çalışma odasının kapısı aniden açıldı. Serkan, kızarmış gözleriyle bana baktı. Koridordaki bavulları ve elimdeki montları görünce yüzündeki bütün kan çekildi.
“Ne… Ne yapıyorsun?” diye kekeledi. “Nereye gidiyorsunuz?”
“Öz çocuklarını ve beni bir yalanın içine hapsettiğin o karanlık odandan çıktım Serkan,” dedim. Sesimdeki soğukluk onu olduğu yere çiviledi.
“Sen… Duydun mu?” dedi dehşet içinde.
Devamını Okumak İçin..Ayrıntılar diğer sayfada haberimiz detayındadır..HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.