23:59 - Kontakt lensleri kullanırken bakın nelere dikkat edilmelidir
23:57 - Koltuk Altı Kokusunu Geçme Yolunda Öneriler
23:56 - Kayısı ve İnciri Kaynatarak İçer İseniz Kabızlık Probleminden Kurtulursunuz
23:54 - Kahve Yüz Maskesi Bakın Nasıl Yapılır?
23:52 - Kabak çekirdeğinin avantajları nelerdir?
00:35 - İPhone’un arkasına ek olarak dokunma!
00:33 - İmplant Tedavisi Bakın Nedir ve Kimler İçin Yapılamaz?
00:31 - Hibiscus nedir? Hibiskus ne yapar? Hibiskus çiçeğinin özellikleri nelerdir?
00:26 - Hepimiz bilmeyerek te olsa yapabiliyoruz ama dilimlemeyelim!
Yıllarca eşimle ilgilendim, fakat iki yıl önce onu kaybettim. Yalnız kalmamayı tercih ettiğim için kızımın yanına taşındım, elbette bu durumu hem kızım hem de damadım çok istemişti. Maddi olarak bir sıkıntım yok, gezmeyi ve harcamayı seviyorum, ben neşeli bir kadınım; muhabbet etmeyi ve gülmeyi severim. Kızım ise tam tersi, sakin bir yapıya sahip, televizyon dizileri izlemek ve ev işlerine odaklanmaktaydı. Damadım, bu durumlarda benimle aynı fikirde değildi çünkü o da benim gibi eğlenmeyi ve mutlu olmayı arzulayan bir insandı. Biz sohbet ederken, eğer biraz fazla gülüşüyorsak, kızım bize tepki veriyor, “başım ağrıyor, biraz sessiz olun,” diyerek söylenirdi. Bir gün damadım yanıma geldi ve “Perihan anne, seninle gülmek ve konuşmak bana çok iyi geliyor, neşeli bir insansın,“ dedi. Biraz mahcup oldum ama aynı zamanda mutlu hissettim. Kendisine teşekkür ettim. Ardından benimle aramızda kalmak kaydıyla bir şey söyleyeceğini belirtti. “Ne demek, elbette aramızda kalır, söyle,” dedim. “Burada ne yaparsak Leyla bize kızıyor, son günlerde işten çok bunaldım birkaç gün izin aldım, kafa dinlemek için köydeki eve gideceğim. İstersen sen de benimle gel,” dedi. “Gidebilirim ama Leyla’ya ne söyleyeceğiz?” dedim. “Önce ben gideceğim, sen de birkaç gün bir arkadaşında kalacaksın dersin, sonra köydeki eve gelirsin,“ dedi. Bu plan kulağa mantıklı geliyordu ama bir yandan da bu durumu kendime sorguluyordum. Fakat düşünmeden hemen kabul ettim. Planımızı hayata geçirdik; bir gün sonra damadım gitti, ben de birkaç saat sonra arkadaşımın yanına gidiyorum, belki bir gün, belki birkaç gün gelmeyeceğim, bekleme beni kızım, dedikten sonra evden çıktım. Hızla bir taksiye bindim ve köyün dışındaki eve doğru yola çıktım.
O eski ev, yıllardır gitmediğim bir yerdi. Damadım Ahmet’le telefon konuşmamızda tarif ettiği noktada taksiden indik. Gün yavaşça kararıyordu, gökyüzü turuncu ve morun en etkileyici tonlarıyla kaplıydı. Baharın son dönemlerindeki günlerdi, hafif bir rüzgar hafif bir melodi gibi etrafları sarıyordu. İçimde farklı bir heyecan hissediyordum. Bu bir suçluluk hissetmekten ziyade, bilmediği yola adım atan bir kadının karşısında bekleyen kaderine doğru ilerleyişiydi.
Ahmet kapıyı açtı, elinde bir çaydanlık vardı. “Tam vaktinde geldin, yeni demledim,” dedi. Gülümseyerek karşılık verdim, yıllar sonra birinin bana bu kadar sıcak bir karşılama yaptığını hissettim.
Ev, sade ama dikkatlice döşenmişti. Girişte küçük bir soba, bir köşede tahta bir kitaplık ve duvarda eski bir tablo yer alıyordu. Ev sessizdi ama bu rahatsız edici bir sessizlik değil, aksine huzur verici bir dinginlik barındırıyordu. Ahmet bana bir bardak çay uzattıktan sonra karşıma oturdu.
“Biliyor musun Perihan anne, bu evi yıllardır kimseyle paylaşmadım. Hatta pek çok insan burayı unuttu bile. Fakat burası bana çok şey kattı,” dedi. İçimdeki bir ses, onun sözlerinin arkasında gizli bir hikaye olduğuna inandırdı. “Ne gibi?” diye sordum.
Ahmet bir süre sessiz kaldı. Ardından kalkıp, kitaplığın arkasından küçük bir sandık çıkardı. Paslı bir kilidi vardı ama kolayca açılıyordu. İçinden sararmış bir defter, birkaç siyah beyaz fotoğraf ve eski bir kolye çıkardı.
“Bu ev, dedemden miras kaldı. Ama dedemle ilgili anlatılan bir efsane var ki, aile içinde hep gizlice konuşulurdu. Yalnızca deftere yazdığı notların izleri kaldı… O defteri kimseye göstermek istemedim. Fakat seninle paylaşmak istiyorum çünkü sen… bana hiç yargılayıcı bir bakışla bakmıyorsun.”
Defteri elime aldım. İlk sayfasında tarih: 25 Mayıs 1956 yazıyordu. Sayfalar arasında gezindikçe, satırların arasında bir dramın, aşkın veya bir suçun izlerinin olduğunu hissediyordum fakat tam olarak ne olduğu hakkında bir fikrim yoktu.
Bir yerde böyle yazıyordu:
“O gün ormana doğru ilerledim. Kalbim göğsümdeki kaburgaları sanki kıracak gibiydi. Gözlerimi kapattığımda, onun sesi kulaklarımda yankılanıyordu. Ne zaman geri döneceğini bilmiyorum ama onu bekleyeceğim. Gerekirse hayatımı vermeye hazırım.”
Ahmet, gözlerimin derinliklerine bakarak, “Bu kişi dedemin gençliğindeki aşkıymış, ama kim olduğunu bilemiyoruz. Sadece ‘O‘ diye anmayı tercih etmiş. Neler yaşandığını bilmemekle birlikte dedem burada uzun yıllar kalmış,” dedi.
O gece uykusuz kaldım. Eski yapının gıcırdama sesleri, rüzgarın pencerelere vuruşu, defterdeki yazılar… Hepsi zihnimde dönüp duruyordu. İçimdeki bir ses bu hikayeyi çözmem gerektiğini fısıldıyordu.
Ertesi sabah kahvaltıdan sonra Ahmet, işleriyle ilgilenmek üzere kasabaya gitti. Ben evde kaldım. Sessiz bir ortamda defteri yeniden elime aldım. Arka sayfalardan biri hafif kabarıktı. Sayfayı dikkatlice incelediğimde, içine dikilmiş küçük bir zarf buldum. Titreyen parmaklarımla zarfı açtım. İçinde kısa bir not vardı:
“Ormanın kuzey tarafındaki taşın altında bir gerçek gizli. Ama bulduğunda, geri dönüşü olmayabilir.”
Birden kalbim hızlı bir şekilde çarpmaya başladı. Bunun anlamı neydi? O taşın altında ne bulunuyordu? Geri dönüşü olmayan olay neydi?
Kendimi dışarı attım. Ormanın yolunu biliyordum. Yıllar önce Ahmet ile burada kısa bir yürüyüş yapmıştık. Kuzey tarafına doğru adım attım. Ağaçlar arttıkça, gölgeler de derinleşmeye başladı. Yolu neredeyse unuttum ama içimdeki merak beni yönlendiriyordu.
Sonunda büyük bir taşla karşılaştım. Etrafı yosunla kaplanmıştı. Gücümü toplayarak taşı hafifçe kaldırdım. Altında paslı bir kutu vardı. Kutuyu açtığımda, içinde yalnızca eski bir mühür bulunan bir zarf buldum.
Zarfı açmadım. Elimde tutarak ormanın ortasında uzun süre bekledim. Ne bulacağımı bilmeden bu yola çıkmıştım ama şimdi elimde hayatımı değiştirebilecek bir şey tuttuğumu hissediyordum.
Ahmet eve döndüğünde zarfımla kapıda onu bekliyordum. “Buldum,” dedim. Gözleri irileşti. “Ne yapacaksın?” “Beraber açalım,” dedim.
O gece eski sobanın başında, iki fincan kahve ve açılmayı bekleyen bir sır eşliğinde yalnızdık…