SON DAKİKA

newsstv24

Resmin büyük halini görmek için tıklayın

22 Ekim 2026 - 18:23 'de eklendi ve kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Henüz on altı yaşındaydım.

Doktor, kesin bir sonuca varmadıklarını, ancak ortaya çıkan bilgilerin araştırılması gerektiğini söyledi.

Ardından bebeğimi kucağıma verdiler.

Küçücük yüzüne baktığımda bütün sorular bir anlığına önemini kaybetti.

Pembe yanakları, minicik burnu ve sıkıca kapalı gözleri vardı.

On üç yıl boyunca hayalini kurduğum mucize, şimdi göğsümün üzerinde nefes alıyordu.

“Hoş geldin, kızım,” diye fısıldadım.

Ona Şirin adını vermeye karar vermiştim.

Fakat mutluluğumun ortasında zihnimi kemiren bir soru vardı.

Rahmini taşıdığım kadın kimdi?

Ve benim doğum tarihimle onun geçmişi arasında nasıl bir bağlantı olabilirdi?

Doğumdan iki gün sonra doktor Demir odama geldi.

Yanında hastanenin sosyal hizmet uzmanı ve elinde eski bir dosya vardı.

“Öykü Hanım, bağışçının ailesinin izniyle bazı bilgilere ulaştık. Ancak bunları annenizle birlikte konuşmanızın daha doğru olacağını düşünüyoruz.”

Annem Pınar, yatağımın yanında oturuyordu.

Doktorun sözlerini duyunca yüzündeki renk çekildi.

Bunu fark ettim.

“Anne, sen bir şey mi biliyorsun?”

Annem gözlerini kaçırdı.

“Ne bilebilirim kızım?”

Doktor dosyayı açtı.

“Bağışçımızın adı Nevin Arslan. Elli altı yaşında geçirdiği bir beyin kanamasının ardından yaşamını yitirmiş. Organ bağışı ailesinin onayıyla gerçekleşmiş.”

Annemin elleri titremeye başladı.

“Nevin mi dediniz?”

Doktor başını salladı.

Annem ağzını kapattı.

Hayatımda onu hiç böyle görmemiştim.

“Anne, bu kadını tanıyor musun?”

Cevap vermedi.

“Anne!”

Gözlerinden yaşlar süzülmeye başladı.

“Öykü, sana anlatmam gereken bir şey var.”

O an içime korkunç bir şüphe düştü.

Doktorlardan yalnız kalmamızı istedim.

Kapı kapanır kapanmaz anneme döndüm.

“Lütfen bana gerçeği söyle.”

Annem uzun süre konuşamadı.

Sonunda titreyen sesiyle hayatımı değiştiren cümleyi kurdu.

“Ben seni doğurmadım, kızım.”

Sanki biri göğsüme ağır bir taş bırakmıştı.

“Ne?”

“Sen benim biyolojik kızım değilsin.”

Başımı iki yana salladım.

“Hayır. Bu mümkün değil.”

Annem ağlayarak ellerime sarıldı.

“Babanla yıllarca çocuk sahibi olmaya çalıştık. Sonunda evlat edinmeye karar verdik. Sen henüz birkaç günlükken hayatımıza girdin.”

“Peki neden bana söylemediniz?”

“Seni kaybetmekten korktuk.”

Ellerimi geri çektim.

“Yirmi dokuz yıldır mı korkuyordunuz?”

Annem ağlamaya devam etti.

Fakat beni asıl sarsan şey henüz gelmemişti.

“Biyolojik annenin adı Nevin’di,” dedi.

Nefesim kesildi.

“Nevin Arslan mı?”

Annem başını eğdi.

O anda her şey birleşti.

Bana rahmini bağışlayan kadın, beni dünyaya getiren annemdi.

İnanamıyordum.

Yıllarca anne olamayacağımı düşünmüştüm.

Sonra hiç tanımadığım bir kadının bağışladığı rahim sayesinde hamile kalmıştım.

Ve şimdi o kadının, beni doğuran annem olduğunu öğreniyordum.

“Bu nasıl mümkün olabilir?” diye fısıldadım.

Annem eski bir aile sırrını anlatmaya başladı.

Nevin, genç yaşta zor bir hamilelik geçirmişti. Doğumdan sonra ağır sağlık sorunları yaşamış, ailesinin baskısı ve içinde bulunduğu çaresizlik nedeniyle beni evlatlık vermişti.

Ancak yıllar sonra kararından pişman olmuştu.

Beni bulmak istemiş, fakat evlat edinme sürecinin gizliliği yüzünden bunu başaramamıştı.

“Babanla bir kez bize ulaşmaya çalıştığını öğrendik,” dedi annem.

“Ve siz ne yaptınız?”

Annem gözlerini kapattı.

“Ona senin mutlu olduğunu söyledik. Hayatını karıştırmamasını istedik.”

İçimde bir şey kırıldı.

“Beni bulmasına engel mi oldunuz?”

“Yanlış yaptık, biliyorum.”

“Hayır anne. Siz benim kim olduğumu öğrenmeme engel oldunuz!”

Sesimi yükseltince beşiğinde uyuyan Şirin kıpırdandı.

Hemen sustum.

Kızımın yüzüne baktım.

O küçücük bebeğin annesinden koparılmasını düşündüğümde boğazım düğümlendi.

“Peki Nevin benim kim olduğumu biliyor muydu?”

Annem başını salladı.

“Yıllarca seni aramış. Ama senin onu aradığını hiç duymadık.”

O gece uyuyamadım.

Şirin’i kucağımda tutarak sabaha kadar düşündüm.

Beni büyüten annemle beni dünyaya getiren kadın arasında sıkışıp kalmıştım.

Birinden hayatı öğrenmiştim.

Diğeri ise farkında olmadan bana ikinci kez hayat vermişti.

Ertesi sabah doktor Demir yeniden geldi.

Bu kez yanında orta yaşlı bir kadın vardı.

“Öykü Hanım, sizinle tanışmak isteyen biri var.”

Kadın gözleri dolu dolu bana baktı.

“Ben Nevin’in kız kardeşi Gülseren.”

Yavaşça doğruldum.

“Teyzem misiniz?”

Kadın ağlamaya başladı.

“Evet, güzel kızım.”

Çantasından küçük, sararmış bir zarf çıkardı.

“Ablam bunu yıllar önce yazdı. Seni bulabilirse vermemi istemişti.”

Zarfın üzerinde titrek bir el yazısıyla adım vardı.

Ama beni asıl şaşırtan, mektubun yirmi yıl önce yazılmış olmasıydı.

Ellerim titreyerek zarfı açtım.

“Sevgili kızım,

Bu satırları okuyorsan belki bir gün beni affedebilirsin.

Seni kollarımdan aldıkları günü unutmadım. O gün hayatımın en büyük acısını yaşadım.

Seni istemediğimi düşünmeni asla istemem.

Seni sevdim. Hem de öylesine çok sevdim ki seni kaybettikten sonra hiçbir sabah eskisi gibi uyanamadım.

Yıllarca seni aradım.

Bir gün kapımı çalıp bana anne demeni hayal ettim.

Ama zaman geçtikçe bunu görmeden öleceğimden korkmaya başladım.

Belki hiçbir zaman karşılaşamayacağız.

Yine de bilmeni istediğim bir şey var.

Sen benim hayatımın en güzel mucizesiydin.

Eğer bir gün anne olursan, bebeğini ilk kez kucağına aldığında seni ne kadar sevdiğimi anlayacaksın.”

Mektubun devamını okuyamadım.

Gözyaşlarım kâğıdın üzerine damlıyordu.

Gülseren teyzem yanıma oturdu.

“Ablam seni bulamadı ama senden hiç vazgeçmedi.”

Sonra bana başka bir şey anlattı.

Nevin, hayatının son yıllarında organ bağışçısı olmaya karar vermişti.

Kimlere yardım edeceğini bilmesi mümkün değildi.

Benim rahim nakli bekleyen hastalardan biri olduğumu da öğrenememişti.

Nakil ekibinin verdiği kararda akrabalığımızın hiçbir etkisi olmamıştı. Kimliğimiz, nakilden sonra eski kayıtlar incelenince ortaya çıkmıştı.

Fakat yıllar önce beni dünyaya getiren kadının rahmi, inanılmaz bir tesadüfle yeniden bana ulaşmıştı.

Doktorlar bunun tıbben ne kadar sıra dışı olduğunu anlatırken ben yalnızca tek bir şeyi düşünüyordum.

Nevin beni ikinci kez hayata bağlamıştı.

Üç hafta sonra bebeğimle eve döndüm.

Beni büyüten annem kapıda karşıladı.

Gözleri mahcuptu.

“Öykü, beni affedebilecek misin?”

Uzun süre yüzüne baktım.

İçimde hâlâ kırgınlık vardı.

Bana gerçeği söylememesi, kaybettiğim yılları geri getirmeyecekti.

Ama önümde duran kadın da gecelerce başucumda bekleyen, hastalandığımda benimle ağlayan, hayatının büyük bölümünü bana adamış annemdi.

“Beni neden kaybetmekten korktuğunu anlayabiliyorum,” dedim. “Ama gerçeği bilmeye hakkım vardı.”

Annem başını eğdi.

“Haklısın.”

“Affetmek için zamana ihtiyacım var. Ama Şirin’in büyükannesini kaybetmesini istemiyorum.”

Annem gözyaşları içinde bana sarıldı.

O günden sonra hayatımız yavaş yavaş değişti.

Nevin’in mezarını ilk kez ziyaret ettiğimde Şirin henüz iki aylıktı.

Kızımı kucağıma alıp mezar taşının önünde durdum.

Fotoğraftaki kadının gözleri benimkilere benziyordu.

Uzun süre konuşamadım.

Sonunda dizlerimin üzerine çöktüm.

“Anne,” dedim, hayatımda ilk kez o kadına böyle seslenerek.

“Seni tanıyamadım. Sesini duyamadım. Sana sarılamadım. Ama bugün kollarımda tuttuğum bu bebeği sana borçluyum.”

Şirin küçük elini uzatıp parmağımı kavradı.

Gülümsedim.

“Bak, bu senin torunun.”

Rüzgâr hafifçe esti.

Nevin’in mektubunu çantamdan çıkardım.

Son satırlarını bir kez daha okudum.

O gün anladım ki annelik yalnızca bir çocuğu dünyaya getirmek değildi.

Bazen onu büyütmekti.

Bazen hayatının en zor kararını vermekti.

Bazen de hiç tanıyamayacağın birine umut olabilmekti.

On altı yaşımda anne olamayacağımı öğrendiğim gün hayatımın bittiğini sanmıştım.

Yirmi dokuz yaşımda ise hayatımın en büyük mucizesini yaşamıştım.

Artık iki annemin hikâyesini de biliyordum.

Biri bana sevgiyi öğretmişti.

Diğeri bana hem yaşamı hem de anneliği armağan etmişti.

Ve ben kızım Şirin’i her kucağıma aldığımda, ona mutlaka anlatacağım bir söz verdim.

Hiçbir zaman nereden geldiğini merak ederek büyümeyecekti.

Çünkü insanın geçmişini bilmesi, geleceğini sevmesine engel değildi.

Aksine, bazen insan ancak bütün gerçekleri öğrendiğinde kendisini tamamlanmış hissediyordu.

Mezarlıktan ayrılırken son kez arkama baktım.

“Teşekkür ederim anne,” diye fısıldadım.

Sonra kızımı göğsüme bastırdım.

Yıllarca imkânsız sandığım o küçücük mucize şimdi kollarımda uyuyordu.

Ve ilk kez, geçmişimin bütün acılarına rağmen, geleceğe korkmadan bakabiliyordum.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA