SON DAKİKA

newsstv24

Resmin büyük halini görmek için tıklayın

16 Ekim 2026 - 21:54 'de eklendi ve kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

Annem, yeni doğan kızıma bakmamda yardımcı olmak için

Levent kâğıdı buruşturdu.

“Saçmalık! Annen bunları para için yapmadı.”

“Doğru,” dedim. “Aynı şekilde burada para için de kalmadı. Bunu ancak kendi işine gelince mi anlayabiliyorsun?”

Telefonu çaldı. Ekranda “Murat Muhasebe” yazıyordu. Levent aramayı reddetti. Telefon yeniden çaldı. Bu kez yüzünün rengi daha da soldu.

“Kim o?” diye sordum.

“İşten biri. Önemli değil.”

Ama birkaç saniye sonra telefonuma bir mesaj geldi. Gönderen, Levent’in ofisinde çalışan muhasebeciydi. Daha önce aile bütçesini hazırladığım için numaram onda vardı.

“Rahatsız ettiğim için özür dilerim,” yazmıştı. “Levent Bey’e ulaşamıyorum. Bugün ödeme yapılmazsa ofisin kira sözleşmesi fesih sürecine girecek. Size haber vermem gerektiğini düşündüm.”

Mesajı Levent’e gösterdim.

“O yüzden mi annemden 30.000 TL istiyorsun?”

Levent öfkeyle telefonu elimden almaya çalıştı, ama geri çekildim.

“Bu benim işim. Karışma!”

“Senin işin yüzünden annemin emekli maaşına göz dikildiği an, bu benim de meselem oldu.”

Sonra Levent sandalyeye çöktü.

“Üç aydır işler kötü,” dedi. “İki büyük müşteri ödeme yapmadı. Çalışanların maaşını zar zor verdim. Bugün bir açık kapatmam gerekiyor.”

“Bana neden söylemedin?”

“Beceriksiz olduğumu düşünmenden korktum.”

Sözleri içimi acıttı. Çünkü evliliğimiz boyunca para konusunda zor günler yaşamıştık. Birlikte market alışverişini azaltmış, tatilleri ertelemiş, hesap yapmıştık. Fakat hiçbirinde başka birini aşağılamamıştık.

“Beceriksiz görünmekten korktuğun için annemi suçlu gibi gösterdin,” dedim. “Aradaki farkı görüyor musun?”

“Otuz bin lirayı alıp haftaya yerine koyacaktım,” diye mırıldandı.

“Peki anneme bunu söyledin mi? Ondan borç istedin mi?”

Cevap vermedi.

“Aslında istemedin,” dedim. “Çünkü hayır diyebileceğinden korktun. Bunun yerine parayı sana borçluymuş gibi gösterdin.”

Bu sözler üzerine annem ilk kez başını kaldırdı. “İhtiyacın olduğunu söyleseydin belki yine yardım ederdim, Levent,” dedi. “Ama bana borçluymuşum gibi davranmana çok kırıldım.” Levent’in gözlerini kaçırması, söylediği hiçbir bahanenin o kırgınlığı silemeyeceğini gösteriyordu.

Başını eğdi. Yine de özür dilemedi.

Annem ise sessizce cüzdanını çantasına koydu. Taksi geldiğini haber veren telefonuna baktı.

“Ben gideyim,” diye fısıldadı. “Siz konuşursunuz.”

Onun peşinden koridora çıktım. Tam ayakkabılarını giyecekken elini tuttum.

“Hayır, anne. Bu evden utanarak ayrılmayacaksın.”

“Yavrum, kavga etmenizi istemem.”

“Bu kavganın sebebi sen değilsin.”

Annemin gözleri doldu.

“Baban öldüğünde elimde fazla bir şey kalmamıştı,” dedi. “Sonra yıllarca çalışıp biriktirdim. O parayı Levent’e verirken siz rahat edin istedim. Geri alamazsam da üzülmeyecektim. Ama bugün…”

Sesi kırıldı.

“Bugün ilk kez kendimi kendi kızımın evinde fazlalık gibi hissettim.”

Bu söz beni, Levent’in çıkardığı bütün faturalardan daha çok yaraladı.

Annemin bavulunu yere bıraktım. “Beş dakika daha kal,” dedim. “Sana söylemem gereken bir şey var.”

Salona döndüğümüzde Levent buruşmuş hesabı çöpe atmıştı. Sanki kâğıt kaybolunca yaptığı da kaybolacaktı.

“Annen gitsin artık,” dedi. “Sonra konuşuruz.”

“Hayır. Şimdi konuşacağız. Önce ondan özür dileyeceksin. Sonra birlikte hesapların tamamına bakacağız. Benim bilmediğim borçların varsa öğreneceğim.”

Levent ayağa kalktı.

“Bunları yapmazsam?”

“Güneş’i alır, annemle giderim. Kendine bir hayat kurarsın ama benim sessizliğim üzerine değil.”

Tam o sırada taksi şoförü kapıyı çaldı. Annemin bavulunu almaya gelmişti. Kapıyı açıp ücretini ödedim, beklediği için teşekkür ettim. Arabayı gönderdikten sonra içeri döndüm. Levent şaşkınlıkla, “Annen burada mı kalacak?” diye sordu.

“İstediği kadar,” dedim. “Ama artık misafir odası kiralamıyor. Kendi kızının yanında olacak.”

Annem bu kez benim adıma konuştu: “Ben de istersem giderim. Bana kimse ne kalmamı ne gitmemi emredebilir.” İlk defa sesini böyle kararlı duydum. Levent de duydu. O anda karşımızdaki kişinin yalnızca şefkatli bir anne değil, sınırlarını bilen bir kadın olduğunu nihayet fark etti.

Bunu söylerken sesim titremedi. Oysa içimde korkudan başka hiçbir şey yoktu. Yeni doğmuş bir bebek, uykusuz geceler, belirsiz bir gelecek… Yine de kızımın bir gün büyüyüp bu sahneyi normal sanmasından daha çok korkuyordum.

Levent uzun süre yüzüme baktı. Ardından anneme döndü.

“Ben…” dedi, sustu. “Çok yanlış yaptım. Sizden para istemeye hakkım yoktu.”

Annem hemen onu bağışlamaya hazırlanır gibi elini kaldırdı. Ben nazikçe durdurdum.

“Anne, affetmek zorunda değilsin. Hele bugün hiç değilsin.”

Levent o cümle karşısında irkildi. Çünkü annemin hep her şeyi bağışlayacağını sanmıştı.

Sonunda anneme bakarak, “Özür dilerim,” dedi. “Bu evde yaptıklarınızı görmezden geldim.”

O akşam Güneş’i uyuttuktan sonra Levent’le mutfak masasına oturduk. Banka hesaplarını, ofis giderlerini ve borçlarını tek tek açtı. Sandığımdan kötüydü. Yine de felaketin sebebi annem değildi; Levent, işleri kötüye giderken bunu herkesten saklamıştı.

Ertesi gün muhasebecisiyle bir ödeme planı yaptı. Gereksiz harcamaları durdurdu, kullanmadığı ikinci arabasını satılığa çıkardı. Anneme olan eski borcu için de bir avukatın yardımıyla yeni, yazılı bir taksit planı hazırladı. Annem istemese bile bunu yapması gerektiğini söyledim.

Levent başlangıçta “Aile arasında böyle şeyler olur mu?” diye itiraz etti. Ona masadaki kira faturasını hatırlattım. Bu kez tartışmadı. Annem de geri ödemelerin kendi hesabına yatırılmasını kabul etti. “Bu parayı Güneş için kenara koyarım,” dedi. “Ama karar benim olsun.” Başımı salladım. Paranın nasıl kullanılacağına artık yalnızca annem karar verecekti. Onu korumak adına bile olsa bir kez daha onun yerine konuşmak istemiyordum.

Benim şartım yalnızca para değildi. Güneş’in bakımında sorumluluk alacak, evdeki emeği görünmez saymayacak ve benden bir daha büyük bir maddi sorunu saklamayacaktı.

Birkaç gün sonra annemi kendi evine bıraktım. Kapıda bana sarılıp, “Bana böyle sahip çıkacağını düşünmemiştim,” dedi.

“Bunu çok daha önce yapmalıydım,” diye karşılık verdim.

Aradan üç ay geçti. Levent sabahları Güneş’in altını değiştiriyor, geceleri bazen o kalkıyor, annemin yanına giderken eli boş gitmemeye özen gösteriyordu. Her şey düzelmiş değildi. Güven, tek bir özürle geri gelmiyordu. Ama artık söylediği sözleri davranışlarıyla desteklemek zorundaydı.

Bir gece Güneş’in ateşi yükseldi. Eskiden olsa termometreyi elimde tutarak tek başıma telaşlanırdım. Bu kez Levent doktorun önerilerini dinledi, çantayı hazırladı ve benimle birlikte hastaneye gitti. Bekleme salonunda kızını kucağında sallarken yorgunluktan gözlerini kapatıyordu. Eve döndüğümüzde sessizce, “Annen bunu haftalarca yapmış, ben bir gecede tükendim,” dedi. Ona cevap vermedim. Bazı gerçekleri insanın kendi yaşaması gerekiyordu.

Geçen pazar annem bize yemeğe geldi. Güneş kucağında gülerken Levent masaya bir zarf koydu. İçinde anneme yaptığı ilk borç ödemesinin dekontu vardı.

Annem kâğıda baktı, sonra sessizce katladı.

“Benim için asıl önemli olan bu değil,” dedi. “Bu eve geldiğimde kapıyı gönül rahatlığıyla çalabilmek.”

Levent başını önüne eğdi. “Bir daha kapıda hesap sorulmayacak,” dedi.

O an anladım: Bir evin gerçek zenginliği, kimin ne kadar para getirdiğiyle ölçülmüyordu. Asıl mesele, kapısını açtığımız insanların kendilerini misafir değil, değerli hissetmesiydi.

Annem o gün giderken arkasından baktım. Bu kez elinde bir fatura yoktu. Gülümseyerek el sallıyordu. Güneş de kucağımda ona elini uzatıyordu.

Ve ben kızımın büyüdüğünde şu gerçeği öğrenmesini istiyordum: Sevgi karşılıksız verilebilir; ama saygı, herkesin ödemesi gereken bir borçtur.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA