SON DAKİKA

newsstv24

Resmin büyük halini görmek için tıklayın

04 Ekim 2026 - 12:51 'de eklendi ve kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

D’own sendromlu güzel bir kızla evlendim ilk gecemizde bunu istedi..

Zamanla birbirimize âşık olduk. Lara kendi kararlarını veren, çalışan ve geleceğine dair hayalleri olan bir kadındı. Birlikte yaşamak, deniz kenarında küçük bir ev almak ve resimlerini sergilemek istiyordu.
Evlilik teklif ettiğim gün gözyaşlarına boğulmuştu. Ancak mutluluğunun arkasında sakladığı korkuyu fark edememiştim.
Ta ki düğün gecemize kadar!
Otel odasında bana uzattığı anahtarı elime aldım

“Bu anahtar neyin anahtarı?”
“Babamın çalışma odasının. Oraya girmeme hiç izin vermedi. Ama dün gece beni aradı ve artık gerçeği öğrenmem gerektiğini söyledi.”
Lara’nın babası Kemal Bey, tanınmış ve oldukça varlıklı bir iş insanıydı. Kızıyla ilişkileri yıllardır sorunluydu. Düğünümüze bile katılmamıştı.
“Neden şimdi gitmemizi istiyorsun?”
Lara telefonunu çıkardı. Ekranda babasından gelen son mesaj duruyordu.
“Evlenmeden önce sana anlatamadım. Artık çok geç olabilir. Çalışma odamdaki kasayı aç. Annenin mektubunu mutlaka oku.”
Mesajın gönderilme saati dün gece 23.47’ydi.
Lara’nın annesi on yıl önce hayatını kaybetmişti. Bildiğim kadarıyla geçirdiği bir trafik kazası yüzünden ölmüştü.
Fakat Lara’nın söylediklerinden sonra bu hikâyenin eksik olduğunu düşünmeye başladım.
Gece yarısını biraz geçmişti. Otelden ayrılıp arabaya bindik. Kemal Bey’in şehir dışındaki büyük evine doğru yola çıktık.
Yol boyunca Lara konuşmadı. Sürekli telefonuna bakıyordu. Babasını defalarca aramış ancak ulaşamamıştı.
Yaklaşık kırk dakika sonra evin önüne vardığımızda giriş kapısının açık olduğunu gördük.
İçeride bütün ışıklar yanıyordu.
Zile bastım. Kimse cevap vermedi.
Lara çantasından ikinci bir anahtar çıkarıp kapıyı açtı. İçeri girdiğimizde salondaki vazoların kırıldığını fark ettim.
Birileri evi karıştırmıştı!
Hemen polisi aramak istedim. Ancak Lara kolumu tuttu.
“Önce babama bakalım!”
Üst kata çıktığımızda çalışma odasının kapısının aralık olduğunu gördük. İçeride yerde bir adam yatıyordu.
Kemal Bey’di!
Hemen yanına koştum. Nefes alıyordu fakat bilinci kapalıydı. Ambulansı aradım. Lara ise dizlerinin üzerine çöküp babasının elini tuttu.
“Baba, geldim! Lütfen gözlerini aç!”
Tam o sırada Kemal Bey gözlerini hafifçe araladı.
“Kasayı…” diye fısıldadı.
Ardından yeniden bayıldı.
Ambulans gelene kadar odadaki eşyalara dokunmadık. Sağlık görevlileri Kemal Bey’i hastaneye götürürken polisler de eve geldi.
Lara, babasının gönderdiği mesajı gösterdi. Polislerin gözetiminde çalışma odasındaki kasa açıldı.
İçinden eski fotoğraflar, bir zarf ve küçük bir ses kayıt cihazı çıktı.
Zarfın üzerinde Lara’nın adı yazıyordu.
Polislerin incelemesinin ardından Lara’ya annesinin mektubunu okuma fırsatı verildi. Bana dönerek elini uzattı.
“Benimle birlikte okur musun?”
Mektubun ilk satırlarında annesinin ona duyduğu sevgi anlatılıyordu. Ancak son sayfada yazanlar ikimizi de şaşkına çevirdi.
Annesi, ölümünden kısa süre önce Kemal Bey’in ortağının şirket hesaplarından para çaldığını öğrenmişti. Belgeleri yetkililere teslim etmeye hazırlanırken kendisini tehdit eden telefonlar almaya başlamıştı.
Mektupta, başına bir şey gelirse kızının bu belgelerden haberdar edilmesini istiyordu.
Lara ağlamaya başladı.
“Babam bana neden hiçbir şey söylemedi?”
Bu sorunun cevabını birkaç gün sonra öğrenecektik.
Polis, Kemal Bey’in eski ortağını soruşturmaya başladı. Ses kayıt cihazındaki konuşmalar ve bulunan belgeler, yıllar önce gerçekleşen dolandırıcılığa ilişkin önemli bilgiler içeriyordu.
Üstelik Kemal Bey’in saldırıya uğramasının da aynı olayla bağlantılı olabileceği düşünülüyordu.
Üç gün sonra hastaneden telefon geldi.
Kemal Bey uyanmıştı.
Lara’yla birlikte hemen hastaneye gittik. Bizi gördüğünde ağlamaya başladı.
“Kızım, senden özür dilerim!”
Lara yatağın yanına oturdu.
“Neden düğünüme gelmedin baba?”
Kemal Bey uzun süre cevap veremedi.
Sonunda konuşmaya başladı.
“Annen öldükten sonra seni korumaya çalıştım. Ama korumakla hayatını kontrol etmeyi birbirine karıştırdım.”
Ardından bana döndü.
“Sana da haksızlık ettim. Lara’nın evlenmek istediğini söylediğinde onun yerine karar vermeye çalıştım.”
Lara babasının elini bıraktı.
“Ben senin kızınım baba. Ama kendi hayatım da var.”
Kemal Bey başını eğdi.
“Haklısın.”
O gün yıllardır ilk kez birbirlerine gerçekten sarıldılar.
Sonraki haftalarda polis soruşturması devam etti. Kemal Bey’in eski ortağı gözaltına alındı. Lara’nın annesinin sakladığı belgeler sayesinde geçmişte yaşanan olaylar yeniden incelenmeye başlandı.
Biz ise yarım kalan balayımızı yapmak yerine Lara’nın hayalini gerçekleştirmeye karar verdik.
Deniz kenarında küçük bir ev kiraladık. Evin en aydınlık odasını onun resim atölyesine dönüştürdüm.
Bir sabah Lara’yı pencerenin önünde resim yaparken buldum.
Tuvalde düğün kıyafetleriyle iki insan vardı. Arkalarında büyük, karanlık bir ev bulunuyordu. Ancak ikisi de o evden uzaklaşıp güneşin doğduğu denize doğru yürüyordu.
“Resmin adı ne?” diye sordum.
Lara gülümsedi.
“İlk gecemiz.”
Şaşırdım.
“Ama ilk gecemiz hiç böyle geçmedi ki!”
Fırçasını bıraktı ve yanıma geldi.
“Yanılıyorsun. O gece bana hayatım boyunca istediğim şeyi verdin.”
“Neymiş o?”
“Bana inandın. Beni dinledin. Korktuğumda yanımda durdun.”
Sonra elimi tutarak resmin altına küçük bir cümle yazdı:
“Gerçek sevgi, birinin hayatını yönetmek değil, onunla yan yana yürümektir.”
O an evlendiğim kadının bana verdiği en büyük hediyenin ne olduğunu anladım.
Lara’nın Down sendromlu olması, onun kimliğinin yalnızca bir parçasıydı. O, her şeyden önce kendi kararları, hayalleri, korkuları ve cesareti olan bir insandı.
Ve ben onunla evlenerek bir kahraman olmamıştım.
Yalnızca sevdiğim kadınla aynı hayatı paylaşmayı seçmiştim.
Aradan bir yıl geçtiğinde Lara ilk resim sergisini açtı. Serginin girişinde, o sabah yaptığı tablo asılıydı.
Hemen altında ise ziyaretçilerin uzun uzun durup okuduğu şu sözler yazıyordu:
“Beni olduğum gibi kabul eden birine değil, olduğum kişiyi gerçekten tanımak isteyen birine âşık oldum.”

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA