23:59 - Kontakt lensleri kullanırken bakın nelere dikkat edilmelidir
23:57 - Koltuk Altı Kokusunu Geçme Yolunda Öneriler
23:56 - Kayısı ve İnciri Kaynatarak İçer İseniz Kabızlık Probleminden Kurtulursunuz
23:54 - Kahve Yüz Maskesi Bakın Nasıl Yapılır?
23:52 - Kabak çekirdeğinin avantajları nelerdir?
00:35 - İPhone’un arkasına ek olarak dokunma!
00:33 - İmplant Tedavisi Bakın Nedir ve Kimler İçin Yapılamaz?
00:31 - Hibiscus nedir? Hibiskus ne yapar? Hibiskus çiçeğinin özellikleri nelerdir?
00:26 - Hepimiz bilmeyerek te olsa yapabiliyoruz ama dilimlemeyelim!
Yeni taşındığım ev küçüktü. Eski evimiz kadar gösterişli değildi. Ama ilk kez tamamen bana aitti. Kimsenin kararına bağlı değildim.
İlk haftalar kolay geçmedi.
On yılın alışkanlıkları bir günde silinmiyordu.
Telefonum defalarca çaldı.
Murat önce mesaj attı.
“Konuşalım.”
Sonra,
“Abartıyorsun.”
Ardından,
“Seni özledim.”
En sonunda ise,
“Eve dön.”
Hiçbirine cevap vermedim.
Ortak arkadaşlarımız aramaya başladı.
Kimisi beni suçladı.
“On yıl bekledin de şimdi mi sorun oldu?”
Kimisi Murat’ı savundu.
“Erkekler evlilikten korkabilir.”
Ama ilk kez kimsenin fikri umurumda değildi.
Ben ne istediğimi biliyordum.
Aylar geçti.
Kendime yeni bir düzen kurdum.
Eski işimde terfi aldım.
Uzun zamandır ertelediğim yüksek lisans eğitimine başladım.
Hafta sonları arkadaşlarımla seyahat ediyor, yıllardır vazgeçtiğim hobilerime geri dönüyordum
Hayatımda büyük bir boşluk oluşacağını sanmıştım.
Tam tersine, yıllardır eksik olan şeyin kendim olduğunu fark ettim.
Bir gün ortak arkadaşımız Derya beni aradı.
“Murat çok kötü durumda.”
Sessiz kaldım.
“Ev satıldıktan sonra kiraya çıktı.”
Bunu zaten biliyordum.
Çünkü satıştan payıma düşen parayı çoktan yeni hayatım için kullanmıştım.
“Daha önemlisi…” dedi Derya.
“Sürekli senden bahsediyor.”
Yine cevap vermedim.
Aradan yaklaşık sekiz ay geçti.
Bir akşam kapım çaldı.
Kapıyı açınca Murat’ı gördüm.
Eskisinden daha yorgun görünüyordu.
Saçlarına beyazlar düşmüş, omuzları çökmüştü.
Elinde küçük bir kutu vardı.
“Beş dakika konuşabilir miyiz?”
İçeri almadım.
Kapının önünde kaldık.
Kutuyu açtı.
İçinden sade bir yüzük çıktı.
“Evlenelim.”
Acı bir tebessüm ettim.
“Fikrini değiştiren ne oldu?”
Gözlerini yere indirdi.
“Seni kaybetmek.”
Başımı iki yana salladım.
“Hayır Murat.”
“Neden?”
“Çünkü sen benimle olmak istediğin için değil, yalnız kalmaktan korktuğun için geldin.”
“Böyle düşünme.”
“Yanlış mı?”
Cevap veremedi.
Derin bir sessizlik oldu.
Sonra ona yıllardır içimde taşıdığım son cümleyi söyledim.
“Ben evlenmek için bir yüzüğe ihtiyaç duymuyordum. Ben, beni seçen bir adama ihtiyaç duyuyordum.”
Gözleri doldu.
“Beni affedemez misin?”
Gülümsedim.
“Seni affettim.”
“Öyleyse neden?”
“Çünkü affetmek, kaldığın yerden devam etmek demek değildir.”
Murat birkaç saniye daha bekledi.
Sonra yüzüğü cebine koydu.
İlk kez hiçbir şey söylemeden arkasını döndü.
Merdivenlerden ağır ağır inerken onun için üzülmedim.
Çünkü o, on yıl boyunca elindekinin değerini anlamamıştı.
Ben ise sonunda kendi değerimi öğrenmiştim.
Kapıyı kapatıp salona döndüm.
Pencereden içeri giren akşam güneşi yeni evimi aydınlatıyordu.
O an anladım ki bazen bir ilişkiyi bitiren şey sevgisizlik değildir. Saygının eksik olmasıdır. Sevgi bekleyebilir, sorunlarla mücadele edebilir; ama sürekli ertelenen değer duygusu bir gün sessizce tükenir.
Murat bana evliliğin sadece bir kâğıt parçası olduğunu söylemişti. Belki gerçekten öyleydi. Ama o kâğıdın temsil ettiği şey, iki insanın birbirini seçmesi, birbirine güven vermesi ve “Ben buradayım” diyebilmesiydi. Ben aslında hiçbir zaman o imzanın peşinde olmadım; beni gerçekten seçen bir hayat arkadaşının peşindeydim.
Ve bunu kaybettiğini Murat ancak ben arkamı dönüp giderken anlayabildi. O gün hayatını değiştiren şey, benim hazırladığım dosya değil; artık kendimi ikinci sıraya koymayı reddetmemdi. Çünkü bazen insanın attığı en cesur imza, bir evlilik cüzdanına değil, kendi geleceğine attığı imzadır.