SON DAKİKA

newsstv24

Resmin büyük halini görmek için tıklayın

08 Mart 2026 - 11:27 'de eklendi ve kez görüntülendi.
HABER HAKKINDA GÖRÜŞ BELİRT
YASAL UYARI! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen kişiye aittir.

1979 Yılında Terk Edilen Dokuz Siyahi Kız Bebeği Evlat Edindi

Bin Dokuz Yüz Yetmiş Dokuz’da Dokuz Terk Edilmiş Kız Bebeği Evlat Edindi — Kırk Altı Yıl Sonra Yaptıkları Sürpriz Herkesi Şaşkına Çevirdi
Bin Dokuz Yüz Yetmiş Dokuz: Sessizliğe Bürünmüş Ev
Bin dokuz yüz yetmiş dokuz yılında, Ahmet Demir’in evindeki sessizlik huzurlu değildi — keskin kenarları olan bir boşluk gibiydi.

O sessizlik mutfakta hâlâ askıda duran ikinci kahve kupasında yaşıyordu.
Elif’in işaretlediği ama bir daha asla açamadığı bebek kataloğunda yaşıyordu.
Ve Ahmet’in her geçtiğinde boğazının düğümlendiği bebek odasının kapısında yaşıyordu.

Elif öldüğünde mahallede hayat sanki hiçbir şey olmamış gibi devam etti.

Çimler yine biçildi.
Postalar yine dağıtıldı.
İnsanlar yine evlerinin önünde oturup gülmeye devam etti.

Ama Ahmet’in dünyası, hastane yatağında Elif’in elinin onun avucunda soğuduğu anda durdu.

Arkadaşları ona hep aynı iyi niyetli sözleri söylediler:

“Daha gençsin.”
“Tekrar evlenebilirsin.”
“Hayatına yeniden başlayabilirsin.”

Ahmet sadece başını salladı. Çünkü karşı çıkmak, bunu denemeyi düşündüğünü kabul etmek anlamına gelirdi.

Ama o yeni bir hayat istemiyordu.

O, Elif’le olan hayatını geri istiyordu.

Elif son saatlerinde, zayıf bedenine hiç uymayan bir güçle onun elini tuttu.

Sesi inceydi ama gözleri berraktı.

“Sevgin benimle birlikte ölmesin,” diye fısıldadı.
“Onu gidecek bir yere ver.”

Bunlar onun son sözleri oldu.

Ve o sözler Ahmet’in göğsünde, reddedemeyeceği bir emir gibi kaldı.

Komşuların getirdiği yemekler bitince…
Taziyeler yavaş yavaş kesilince…

Ahmet kendini boş odalarda dolaşırken buldu.

Sanki ağır bir şeyi nereye bırakacağını arayan bir adam gibiydi.

Çünkü sevgi, biri gitti diye yok olmaz.

Bazen insanın içinde sıkışıp kalır.

Ve bazen de acı vermeye başlar.

Fırtınalı bir akşam arabasına bindi ve nereye gittiğini bilmeden yola çıktı.

Yağmur ön camı dövüyordu.
Şimşekler gökyüzünü yarıyordu.
Radyo ise parazitlenmişti; sanki fırtına sinyali yutuyordu.

Sonra farları yağmurun içinden bir tabelayı aydınlattı.

Basit, kare ve kaçınılmaz bir tabela: SEVGİ ÇOCUK YUVASI

Devamını okumak için Ayrıntılar diğer sayfada haberimiz detayındadır..HABERİN DEVAMINI OKUMAK İÇİN FOTOĞRAF ÜZERİNDEN DİĞER SAYFAYA GEÇİŞ YAPINIZ.

POPÜLER FOTO GALERİLER
SON DAKİKA HABERLERİ
SON DAKİKA