23:59 - Kontakt lensleri kullanırken bakın nelere dikkat edilmelidir
23:57 - Koltuk Altı Kokusunu Geçme Yolunda Öneriler
23:56 - Kayısı ve İnciri Kaynatarak İçer İseniz Kabızlık Probleminden Kurtulursunuz
23:54 - Kahve Yüz Maskesi Bakın Nasıl Yapılır?
23:52 - Kabak çekirdeğinin avantajları nelerdir?
00:35 - İPhone’un arkasına ek olarak dokunma!
00:33 - İmplant Tedavisi Bakın Nedir ve Kimler İçin Yapılamaz?
00:31 - Hibiscus nedir? Hibiskus ne yapar? Hibiskus çiçeğinin özellikleri nelerdir?
00:26 - Hepimiz bilmeyerek te olsa yapabiliyoruz ama dilimlemeyelim!
Turuncu Kıyafetli Adam Küçük Bir Şey İstiyor
Emre Yalçın, koyu ahşap panellerin önünde fazla parlak görünen turuncu cezaevi kıyafetiyle ayakta duruyordu. Bileklerindeki kelepçeler kollarının aşağı doğru sarkmasına neden oluyordu; dik durmaya çalışsa bile sanki teslim olmuş gibi görünüyordu.
Başını kaldırdı. Bu bir gurur hareketi değildi. İnsan içinde kalan son insanlığı korumak istediğinde gelen o tuhaf cesaretti.
Sesi pürüzlüydü; sanki uykusuz geceler ve yutulmuş sözler boğazını aşındırmıştı.
“Sayın hakim… Verdiğiniz kararı biliyorum. İnsanların benim hakkımda ne düşündüğünü de biliyorum.”
Bir an durdu.
Mahkeme salonu o kadar sessizdi ki birinin nefesi bile söz kesmek gibi hissediliyordu.
“Beni götürmeden önce tek bir isteğim var.”
Hakim Ayşe Demir gözlerini hafifçe kıstı. Öfkeyle değil, dikkatle.
İsteklerin bazen bir gösteriye dönüşebileceğini bilen birinin temkinli bakışıydı.
“İsteğinizi söyleyin,” dedi.
Ellerini masanın üzerinde birleştirmişti; sanki bu hareket mahkeme salonunun düzenini koruyacakmış gibi.
Emre yutkundu.
“Oğlum geçen hafta doğdu. Onu bir kez bile kucağıma alamadım.”
Gözleri seyirci sıralarında bir yüz aradı.
“Onu bir dakika kucağıma alabilir miyim?”
Hakim Bir Dakikayı Sanki Bir Ömürmüş Gibi Tartıyor
Hakim hemen cevap vermedi.
Emre’ye uzun uzun baktı. Bazen hakimler böyle bakardı; yıllar önce çekilmiş bir fotoğrafa bakar gibi… insanın bu ana nasıl geldiğini anlamaya çalışır gibi.
O ışığın altında Emre bir canavar gibi görünmüyordu.
İnsanların görmek istediği basit canavar görüntüsüne hiç benzemiyordu.
Yüzünde yorgunluk vardı.
Pişmanlık vardı.
Ve bu davaya yapıştırılan etikete uymayan daha yumuşak bir şey.
Hakim Ayşe Demir hafifçe güvenlik görevlisine eğildi.
“Çocuk buradaysa ve güvenlik açısından sorun yoksa,” dedi,
“bir dakika izin veriyorum.”
Bu, cezayı değiştirmeyen küçük bir merhametti.
Bir Sır Taşıyan Genç Kadın İçeri Giriyor
Yan kapı açıldı.
Genç bir kadın kucağında battaniyeye sarılı bir bebekle içeri girdiğinde salonda toplu bir nefes alındı.
Kadının adı Zeynep Yıldırım’dı.
Davayı yakından takip eden birkaç kişi adını fısıldadı.
Sanki aylardır sadece bir bebek değil, çok daha ağır bir yük taşıyormuş gibiydi.
Omuzları gergindi.
Dudakları korkuyu gizleyen inatçı bir kararlılıkla sıkılmıştı.
Yavaş adımlarla korkuluğa yaklaştı.
Bebeğin küçük yüzü kazağına yaslanmıştı. Yeni doğmuş bebeklerin bazen yaptığı gibi sessizdi; sıcak ve tok olduğu için huzurlu görünüyordu.
Mahkeme görevlisi hakimin verdiği bir dakika için Emre’nin kelepçelerini çözdü.
Karardan sonra ilk kez Emre’nin elleri özgürdü.
Ama elleri havada tereddütle duruyordu.
Sanki kırılacak bir şeye dokunmaktan korkuyordu.
Baba Onu Işıktan Yapılmış Gibi Tutuyor
Emre ellerini uzattı.
Avuçları büyük ve sertti; yıllarca ağır işlerde çalışmış birinin elleri gibi.
Ama o eller titriyordu.
Sanki dünyayı ilk kez gören birine aitmiş gibi.
Zeynep bebeği dikkatlice ona verdi.
O küçük ağırlık Emre’nin kollarına geçtiği anda mahkeme salonundaki herkes farkında olmadan öne doğru eğildi.
Çünkü o an… sessizliğin içine bırakılmış bir soru gibiydi.
Emre aşağı baktı.
Yüzündeki ifade değişti.
Savcının bile gözleri bir an şaşkınlıkla kırpıştı.
Bu sadece mutluluk değildi.
Sadece acı da değildi.
Hayranlık, özür ve şaşkın bir minnettarlığın karışımıydı.
“Merhaba küçük adam,” diye fısıldadı Emre.
Sesi titriyordu.
“Seni dünyaya geldiğin anda karşılayamadığım için üzgünüm.”
Parmağının boğumuyla bebeğin yanağına çok hafif dokundu.
Gözleri doldu.
Ama gözyaşları henüz düşmedi.
Sanki düşerlerse herkesin önünde tamamen parçalanacağından korkuyordu.
Bebek Değişiyor ve Salon Fark Ediyor
Başta değişim o kadar küçüktü ki insanlar hayal gördüklerini sandı.
Bebeğin nefesi yumuşak bir ritimden hızlı ve düzensiz çekişlere dönüştü.
Küçük bedeni birden gerildi.
Sonra bir anda ağladı.
Nazlı bir ağlama değildi.
Minik göğsüne göre fazla güçlü, keskin bir ağlama.
Mahkeme salonunun ağır sessizliğini siren gibi deldi.
Ön sıradaki biri mırıldandı.
Kalabalığın arasında bir dalga yayıldı.
Emre refleksle bebeği daha sıkı tuttu.
Onu hafifçe salladı.
“Şşş… tamam,” dedi hızlıca.
“Buradayım küçük adam… buradayım.”
Ama bebeğin ağlaması daha da yükseldi.
Zeynep elini ağzına götürdü.
Sanki o ses ona bir darbe gibi gelmişti.
Battaniyenin Altındaki İz
Emre bebeğin battaniyesini biraz kaldırdı.
Bunu mahkeme salonuna göstermek için değil; bir ebeveynin yaptığı gibi kontrol etmek için yaptı.
Ama sonra tamamen dondu.
Bebeğin göğsünün üst kısmında, sol köprücük kemiğinin altında küçük koyu bir doğum lekesi vardı.
Üçgenimsi bir şekli vardı.
Yanında hafif kıvrımlı bir çizgi bulunuyordu.
Doğanın attığı bir imza gibi görünüyordu.
Emre’nin dudakları aralandı.
Sesi neredeyse duyulmayacak kadar kısıktı.
“Hayır… bu… bu olamaz…”
Hakim Ayşe Demir öne doğru eğildi.
“Ne oldu?” diye sordu.
Sesinde artık çelik vardı.
Emre başını kaldırdı.
Gözlerinde kesinlik vardı.
“Sayın hakim… oğlumun doğum lekesi benimkiyle aynı.”
Salonda bir uğultu yükseldi.
Mahkeme görevlisi bağırdı.
Hakim tokmağı tekrar vurdu.
“Yeter!” dedi sertçe.
“Gürültü değil, açıklık istiyorum.”
Avukatlar Gerçeğe Uzanıyor
Emre’nin avukatı Murat Kaya ayağa öyle hızlı kalktı ki sandalyesi yerde sürtündü.
“Sayın hakim, bu önemli,” dedi.
“Savcılık bu olay sırasında hamileliğin sona erdiğini, ortada bir çocuk olmadığını defalarca söyledi.”
Savcı Kemal Arslan hemen ayağa kalktı.
“İtiraz ediyorum. Bu duygusal bir gösteri.”
Hakim ona baktı.
“Oturun Sayın Arslan,” dedi.
Ses tonu tartışmaya yer bırakmıyordu.
Sonra Zeynep’e döndü.
“Adınızı kayda geçirin.”
“Zeynep Yıldırım.”
“Çocuğun adı?”
Zeynep Emre’nin kollarındaki bebeğe baktı.
“Resmi kayıtlarda adı Eren,” dedi.
Sonra yutkundu.
“Ama o kayıtlar gerçeğin tamamı değil.”
Pahalı Takımlı Adam
Hakim Zeynep’in baktığı yöne döndü.
Orada yaşlı bir adam oturuyordu.
Pahalı bir takım elbise giyiyordu.
Parmağındaki büyük yüzük ışığı yakalıyordu.
Adı Nihat Yıldırım’dı.
Bulunduğu ilçede tanınan zengin bir müteahhitti.
Hakim ona baktı.
“Bu davayla bağlantınız nedir?”
Adam ayağa kalktı.
“Ölen kızımın babasıyım,” dedi dikkatle.
“Ve çocuğun dedesiyim.”
Zeynep’in nefesi kesildi.
Başını salladı.
“Hayır,” diye fısıldadı.
Hakim hemen ona döndü.
“Tekrar edin.”
Zeynep’in elleri titriyordu.
“Çocuğun dedesi değil.”
Salon tamamen sessizleşti.
“Çünkü bebek ablamın çocuğu değil.”
“Aile Onuru” Adı Verilen Yalan
Mahkeme salonu bir anda karıştı.
Hakim tokmağı sertçe vurdu.
“Sessizlik!”
Sonra Zeynep’e baktı.
“Yavaş ve açık anlat.”
Zeynep gözyaşını sildi.
“Ablam Rüya, Emre’ye bebeğin onun olduğunu söyledi.”
Emre bebeğe baktı.
Zeynep devam etti.
“Ama bebeğin gerçek babası başka biriydi.”
Salon donmuştu.
“Parası ve gücü olan biri.”
“Babam onunla ailemizin itibarını kurtaracağını düşündü.”
Zengin adam öne çıktı.
“Yeter!” diye fısıldadı.
Hakim elini kaldırdı.
“Mahkememde kimseyi korkutamazsınız.”
Bu Hikâyede Olmaması Gereken Bir İsim
Hakim sordu.
“O kişi kim?”
Zeynep gözlerini kapattı.
Sonra açtı.
“Serkan Kılıç.”
İsim salona ağır bir taş gibi düştü.
Serkan Kılıç ünlü bir avukattı.
Siyasetçilerle fotoğrafları olan, bağış yapan güçlü bir isimdi.
Hakim hemen yazmanına döndü.
“Derhal soruşturma başlatın.”
“Hastane kayıtlarını güvence altına alın.”
“İlk soruşturmadaki tüm iletişimleri inceleyin.”
Savcı ayağa kalktı.
“Sayın hakim—”
Hakim sözünü kesti.
“Doğru yol gerçektir,” dedi.
“Ve gerçek şu anda battaniyeye sarılı halde bu salona girdi.”
Kapı Kapanmadan Önce Bir Test
Emre hâlâ bebeği tutuyordu.
Bebeğin ağlaması hafif hıçkırıklara dönmüştü.
Hakim Emre’ye baktı.
“Yeni bilgiler incelenene kadar cezanız durdurulmuştur.”
“Bugün burada babalık testi yapılmasını emrediyorum.”
Salonda tekrar uğultu yükseldi.
Zeynep Emre’ye baktı.
“Gerçeği daha önce söylemeliydim,” dedi.
Emre yorgun bir sesle cevap verdi.
“Oğlumun hayatı başkasının gücünün üzerine kurulmasın.”
“Bunu birlikte düzeltelim.”
Bazen Bir Mahkemeyi Değiştiren Şey Bir Bebeğin Ağlamasıdır
Saatler sonra test sonucu geldi.
Sonuç açıktı.
Emre gerçekten bebeğin babasıydı.
Salon ağır bir sessizliğe gömüldü.
Bir hikâyenin nasıl kolayca değiştirilebildiğini herkes fark etti.
Haftalar sonra dava yeniden açıldı.
Kayıtlar incelendi.
Gerçekler ortaya çıktı.
Emre hemen tamamen özgür bırakılmadı.
Ama ev hapsine alındı ve yeni bir duruşma hazırlanıyordu.
Mahkeme binasından çıktığında güneş yüzüne vuruyordu.
Aylar sonra ilk kez gerçekten nefes aldı.
Bir Baba Oğlunu Korkudan İzin Almadan Kucağına Alıyor
Aylar sonra sakin bir sabah.
Zeynep küçük bir evin verandasında Emre ile buluştu.
Bebeği kollarına verdi.
Bu sefer kelepçe yoktu.
Polis yoktu.
Süre sayan bir hakim yoktu.
Emre bebeğe baktı.
Bebek de ona baktı.
“Merhaba küçük adam,” dedi Emre.
Gözlerinden yaşlar aktı.
“Ben senin babanım.”
Bebeğin alnına dokundu.
“Geç kaldım.”
“Ama artık buradayım.”
“Ve bir daha gitmeyeceğim.”
Bazen bir mahkeme salonunun yönünü değiştiren şey büyük konuşmalar değildir.
Sadece bir bebeğin ağlamasıdır.
Ve o ağlama, odadaki yetişkinlere her şeyi bildiklerini sanmayı bırakmalarını hatırlatır. ⚖️👶